Hanım İtalya’ya gidip geçmişte gezdiği yerleri bana da göstermek istiyordu. Uçak biletleri ve kiralık araç maliyetini görünce “dur bir bakayım yol kaç kilometreymiş” diye düşündüm ve hem daha konforlu hem daha ekonomik hem de daha doyurucu bir şekilde arabayla gidip gelebileceğimize karar verdim. Mayıs sonundaki Kurban Bayramı tatiline 1 gün ekleyerek, 22 Mayıs – 1 Haziran arasında 10 günde 6440 kilometre yaparak aşağıdaki rotayı izledik.
Gidiş: Samsun > Bolu > Bulgaristan > Sırbistan > Hırvatistan > Slovenya > Italya
Dönüş: Italya > Slovenya > Hırvatistan > Karadağ > Kosova > K. Makedonya > Yunanistan > Samsun
Yollarla, kurallarla, sınır kapılarıyla, yakıtla, otoyol ücretleriyle, cezalarla, hazırlıklarla ilgili genel izlenimlerimi ve başımızdan geçen belli başlı anekdotları kısaca paylaşacağım bir gözlem yazısı olacak. Buna benzer bir rotaya çıkmayı düşünen arkadaşlara yol gösterici olmasını dilerim.
Yola çıkmadan önceki ön hazırlık:
Cuma sabah işe giderken arabanın gaz yememesi ve 100 km/h’yi geçmemesi tüm planları suya düşürecekti ki mesaiden sonra ustama uğrayıp 5 dakikada tespiti yapıp sorunu giderdik. Aşağıdaki “girdap çubuğu” gaz kelebeğini, gaz pedalına basınca açıp kapatıyor ve yerinden çıkmış (birkaç hafta önce kızdırma bujilerini değiştirirken sökmüştü). Yerine taktık ve yenisini sipariş ettik (320 TL). Mesai sonrası yola çıkarak Bolu’da eşimin ailesinde kaldık.
Sabah saatlerinde Kuzey Marmara Otoyolu’nda büyük patlıyorduk ve şansımız yaver gitti. 4. şeritte 150 km/h ile giderken şeritin kapandığı uyarısını görünce 3. şerite geçtim. Aynı hızda devam ederken bir anda 3. şerit de kapandı ve sağımdaki iki şeritte de TIR olduğu için büyük otoyol konilerinden birine çarpmak zorunda kaldım. Havaya birkaç siyah plastik parçasının uçtuğunu görünce tampon gitti diye hızlıca kapalı tarafta durdum ve kontrol için aşağı indim. Koninin alt tarafı radyatörle karterin arasına girmişti; ve çıkartmak için bayağı kanırtmam gerekti. Neyse ki radyatörde de karterde de ciddi bir sorun çıkmadı ve sadece kırık plakalık ve çatlak panjur ve çerçevesiyle bir nazarlık olarak atlattık.
Kapıkule’de kalabalıktan ve Bulgar tarafının mesai değişim saatinden dolayı geçişimiz 3.5 saat sürdü.
Bulgaristan’daki ve Sırbistan’daki otoyolların sıkıcı olacağını beklerken gayet manzaralı, sakin ve beklediğimden çok daha iyi bir asfalt kalitesiyle karşılaştık.
Bulgaristan’daki tek acayiplik benzinliklerdeki tuvaletlerin girişlerinin paralı veya alışveriş fişindeki QR kodla tek seferlik açılmasıydı.
Sırbistan’dan Italya’ya kadar olan otoyollar da gayet konforlu, nizami ve manzaralıydı. Özellikle Slovenya’da asfalt kalitesi iyice artıp yolda seyreden araçların marka ve modelleri de üst segmente geçmeye başlıyor.
Trieste’den girdiğimiz Italya’daki otoyol 3 şeritli (buradan önceki tüm otoyollar 2 şeritliydi) olmasına rağmen sağ 2 şeridin TIRlarla sürekli dolu olması trafiği şişiriyor ve 3. şeritte sadece binek araçlar olsa da 3 şeritte 120 km/h üzeri tren gibi hepbirlikte gidiyor. Bu da her an tehlikeye açık stresli bir yolculuk anlamına geliyor. 3 şerit Istanbul trafiği gibi ama herkes 110-120 ile gidiyor gibi düşünün...
İtalya içindeki geziyi kısa kesiyorum.
4. gün ve 5. gün arası Garda gölünün etrafını gezip geliş amaçlarımızdan biri olan İtalya Bisiklet Turu Giro d’Italia’nın 17. Etabında Türk köşemizi kurup yarışın gelmesini bekliyoruz
Böyle bir büyük turu ilk kez izlediğimiz için heyecanlı mı heyecanlıydık.
6. günde ise geliş amaçlarımızdan bir diğeri olan 2800 metredeki Stelvio Geçidi’ne bunca yolu arabanın içinde yatırarak getirdiğim bisikletle çıkıyorum. Bundan sonra rahat rahat dönüş yoluna geçiyoruz.
Dönüşte aynı yollardan dönmemek adına ve Karadağ’da, bundan 10 yıl önce Samsun’dan mezun olan Kosovalı arkadaşımla kamp atabilmek için Adriyatik Denizi tarafından gidiyoruz.
Sıkıcı Italya otoyolundan sonra kısa bir Slovenya geçişi ve Zadar üzerinden Sukosan’da bir gecelik konaklama. Hazır bugüne dair çok detay yokken Italya çıkışındaki tedirginliğimizi paylaşayım: Italya’daki şehir içi elektronik hız sınırı tabelalarında 50-60 km/h hızlarda olmamıza rağmen “-3 punti” uyarılarıyla karşılaştık. Bunu 3 kez yaşayınca “neymiş bu -3 punti” diye baktığımızda Italyan’ların -12 puanda ehliyetini kaybettiğini öğrendik. Ülkeden çıkışta ceza ödemeyi göze almışken Slovenya’ya geçerken herhangi bir kontrol görevlisi olmadığı için (AB ülkesinden AB ülkesine geçiş kolaylığı) cezayla ilgili bir bilgiye ulaşamadık fakat büyük ihtimalle bir yaptırım olmayacaktı (ve bu hakkımızı Kosova’ya sakladığımızı henüz bilmiyorduk).
Adriyatik Denizi’nin bu kadar güzel olduğunu bilmiyorduk. Ve bilmediğimiz bir şey daha vardı: Karadağ’daki deniz kıyısı yolların manzarası, darlığı, virajları, sollamaya izin vermemesi ve yavaşın da yavaşı şoförleri. Neyse ki gün sonunda dostlarla buluşup kamp atıyoruz ve Şampiyonlar Ligi finalini izliyoruz. Finali izlerken Kosovalı arkadaşlar, Arnavutluk üzerinden Yunanistan’a devam etme fikrimize Arnavutluk’un yollarından ve sınır kapısındaki sorunlarından dolayı hiç sıcak bakmıyor ve bizi Kosova üzerinden Kuzey Makedonya’dan geçerek Yunanistan’a girmemiz gerektiği konusunda ikna ediyorlar.
Kosova’da yeşil sigortamızın geçerliliği olmadığını biliyordum fakat son akşamda bir anda ikna edilerek plan değiştirince hatırlayamadım ve sınır kapısı girişinde minimum 15 günlük 15 Euro’ya Kosova için sigorta yaptırıyoruz. Geçtiğimiz tüm ülkelerin hiçbirinde yokken ilk kez burada memleketimizden çok alışkın olduğumuz bir manzarayla karşılaşıyoruz: Radar aracı. İlkinden sorunsuz geçiyoruz fakat ikinci karşılaştığımız tam anlamıyla evlere şenlik cinsten.
Hız sınırı 110 olan ve E5’e benzeyen çift şeritli bir yolda 110 ile giderken az ileride yolda yan duracak şekilde park etmiş bir polis aracının arkasından elinde küçük bir uyarı levhasıyla beraber can havliyle bir polis yola atlıyor ve bizi durdurmaya çalışıyor. Zor durup geri gelerek camı açıyorum. Poliste İngilizce yok; avcunu açarak el işaretiyle avcunun içine 80 yazıyor. Ehliyet ruhsat gibi yazı işaretleri yapıp beni polis aracının oraya davet ediyor. Tam “aha dolandırılık” diyordum ki elindeki dürbünvari cihazın ekranında bizim XC70’in vesikalığını gösteriyor
Aracın bagaj kısmındaki diğer polis ceza bilgilerimi girerken bu polis elindeki cihazla, yolla arasındaki aracı kendine siper edip tavan kısmına doğru eğilerek ölçüm yapmaya devam etti ve birkaç yüz metre ileride ölçtüğü başka hızlı birini durdurabilmek için yola atladı. Güler misin ağlar mısın? Diğer polis de ceza tutanağına 40 Euro yazıp yanına 15 yazıp onun yanına da %50 yazınca, 15 günde ödersek 20 Euro ödememiz gerektiğini anlıyorum fakat nerede ödemem gerektiğini bir türlü anlaşarak çözemiyoruz (Kosova’da internetimiz de yoktu). Öğle sıcağında, gözlükler ve tipler Matrix’teki ajanlar gibi... Keşke fotoğrafını çekseydim. Alttaki alıntı fotoğraf elindeki şeyin birebir aynısı:
Neyse, ülkeden çıkışta bunu bizden alırlar derken, 2 Avrupa birliği üyesi olmayan Kosova ve Makedonya arasındaki sınırdaki kapıda Pazar gününe de denk gelmesiyle hiçbir çalışan bulamıyoruz. Fakat Kosova’ya girişte öğrendiğim sigorta kesme konteynerinden gözüme kestiriyorum ve oradaki çalışana cezayı gösteriyorum ve gülümsüyor. En yakın şehre dönüp Western Union veya postanede ödeyebileceğimi fakat yakın zamanda ülkeye dönmeyeceksem ödemesem de sorun olmayacağını, sistemden düşeceğini söylüyor
1-2 yıl içinde dönersem ne olur diye sorunca da “40 Euro olarak ödersin, sorun olmaz” diyince canımıza minnet diyip Makedonya üzerinden Yunanistan’a devam ediyoruz.
Yunanistan’daki otoyolda her 20-30 kilometrede bir bariyerli gişe acayipliğini saymazsak Pazartesi gününe denk geldiği için İpsala sınır kapımızda hiç sorun yaşamıyoruz. Türkiye’ye girer girmez yakıt alınca yakıt takip kilometremi sıfırlıyorum ve 90. kilometreye geldiğimizde 3. radarımızı geçmiş oluyoruz. Hem bu durum hem de “şoförlerimizin” birçoğunun trafik kurallarını bilmemezliği, taşıt kullanma adabını bilmemesi önümüzdeki uzun mesafe boyunca sabırlılık seviyemi en yükseğe çıkarmam gerektiğini hatırlatıyor.
Özellikle Bolu’da otoyoldan sonra iyice otomatik pilotta gibi, hiç yorgunluk hissetmeden, sakin bir şekilde farklı bir bakış açısıyla yolculuğu kazasız belasız tamamlıyorum (yorgunluğu ertesi sabah işe gitmeden önce fark ediyorum).
Yakıt: 7.9 litre/100 km ortalama ile toplam 508 litre yakıt ve litre ortalama maliyeti 88 TL çünkü yakıt aldığım ülkelerdeki litre fiyatları o günün güncel kurlarıyla aşağıdaki şekilde:
Türkiye: 68 TL
Sırbistan: 120 TL (Shell. V Power farkı litrede 20-25 TL kadar; koyduktan sonra öğrenmiş olduk. Bizdekinin aksine, diğer ülkelerde de katkılı yakıt fiyat farkı benzer şekilde afaki)
Slovenya: 93 TL
Italya: 111 TL
Hırvatistan: 115 TL (Tabelada normal yakıt diye girdik pompada sadece katkılı seçenek çıktı)
Karadağ: 90 TL
Makedonya: 80 TL
Bu arada, aynı sürüş şekliyle Türkiye’de 800 kilometre civarında olan menzilim yukarıdaki ülkelerde 950-1000 kilometre civarlarındaydı, düşündürücü...
Otoyollarda sınır neyse o -ki genelde 130 km/h idi. Kuzey Marmara 150. Şehir içi, dağ yolları ve sınır kapılarındaki dur kalkla beraber ortalama 81 km/h.
Türkiye: 2290 TL (Vakitsizlikten dolayı Kuzey Marmara etkisi)
Avrupa toplam: 9217 TL (Yine vakitsizlikten dolayı otoyol opsiyonu olan yerlerde %90 girdik. Tek seferde en fazla ödeme Italya’da 20 Euro. Yunanistan ve Makedonya 1-2 Euro civarında onlarca kez)
Heryerde park derdi vardı fakat kaldığımız yerlerin parkı mevcuttu. Sadece 4 kez park ücreti ödemek zorunda kaldık. 1-2 saat için Italya’da 1 Euro, Hırvatistan’da 0.5 Euro ve 1.5 Euro, Yunanistan’da 6 saat için 3 Euro.
Avrupa’da otoyolda araç sürmek çok kolay. Herkes kurallara uyuyor ve tehlikeli hareket eden neredeyse hiç yok. Genelde 3 şeritli değil 2 şeritli yollar fakat trafik şişmiyor (hem kurallara uyum hem de bizim kadar kalabalık olmamalarından dolayı).
Sakin sürüyorlar. Bizim gibi kalabalık değiller ve aceleleri yok. Rahatlar. Selektör yok. Korna yok. Tampon yok. Gerek de yok.
Bu otoyollarda sollama yapar yapmaz herkes sağ şeride geçiveriyor. Kimse sol şeridi babasının malıymış gibi keyfi işgal etmiyor. Ağır taşıtlar sol şeride kesinlikle geçmiyor ve (Kosova hariç) radara denk gelmedim.
Hırvatistan en hızlı otoyoldu. Sınır olan 130 ile giderken genelde en yavaş araç biz kaldık. Hırvat plakalı araçlar acayip seri.
AB’ye girdikten sonra otoyolların sol şeritlerini genelde Almanya ve Avusturya plakalı Mercedes, BMW, Audi’lerin yüksek modellileri kapatıyor.
Sırbistan, Bulgaristan trafiğindeki araçlar Türkiye ayarında. Slovenya, Italya ve Hırvatistan’daki araçlar daha lüks. Kosova, Karadağ ve Makedonya’daki araçlar Türkiye’nin 10-20 yıl önceki hâli gibi.
Elektrikli araç geçtiğimiz ülkelerin tamamında yok denecek kadar az gördüm.
Passat ve Octavia station wagonlar... yağmur olup yağdınız mı? Bedava mı dağıtıldınız? İnanılmaz yaygındı. Mercedes, Audi ve BMWlerin de SW’leri sedanlarından yaygın, SUV ile kafa kafayaydı diyebilirim.
4 adet XC70 gördüm
Otoyol kaliteleri bizim devlet otoyollarıyla hemen hemen aynı. Ödeme, gişelerde kredi kartıyla çok basit (Bulgaristan ve Slovenya yukarıda bahsettiğim gibi e-vignette).
Özellikle Makedonya ve Yunanistan’daki gişelerin sıklığı (20-30 kilometrede bir) çok ilkel ve sıkıcı. Görevlileri ülkemize davet ediyorum
Gelip görsünler, incelesinler ve ülkelerinde kullansınlar. Bu konuda iyiyiz.
Sınır kapılarını karşılaştırınca kapasite, modernlik ve genişlik olarak diğerlerinden gözle görülür biçimde iyi durumdayız.
AB ülkeleri arası geçişler pürüzsüz. Diğerlerinde yoğunluğa göre beklemeler oluyor. Tek sıkıcı taraf bu; gurbetçilerimizi artık çok iyi anlıyorum.
Yakıt alırken pompacı genelde yok. Katkılı yakıtla normal yakıt arasında uçurum var. Ödemeler genelde yakıtı koyduktan sonra istasyonun içinde.
Yine yapar mıyım? Kesinlikle yaparım. Değer mi? Değer. Tadını alan bırakamaz diye düşünüyorum.
Uçakla gidip araç kiralamaktan 30000 TL kadar daha uyguna geldi ve dilediğimiz gibi gezdik.
Araç 10 günde 6440 kilometre yaparak rüştünü ispatladı. 35 derece sıcakta, 3000 metrede, yüklüyken, 200 km/h yaparken, bozuk yoldayken, 150 km/h ile altına koni alırken bana mısın demedi, sorun çıkarmadı ve yormadı; elim ayağım oldu
Aklından böyle bir rota geçen ve sorusu olan varsa elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışırım.
Gidiş: Samsun > Bolu > Bulgaristan > Sırbistan > Hırvatistan > Slovenya > Italya
Dönüş: Italya > Slovenya > Hırvatistan > Karadağ > Kosova > K. Makedonya > Yunanistan > Samsun
Yollarla, kurallarla, sınır kapılarıyla, yakıtla, otoyol ücretleriyle, cezalarla, hazırlıklarla ilgili genel izlenimlerimi ve başımızdan geçen belli başlı anekdotları kısaca paylaşacağım bir gözlem yazısı olacak. Buna benzer bir rotaya çıkmayı düşünen arkadaşlara yol gösterici olmasını dilerim.
Yola çıkmadan önceki ön hazırlık:
- Yeşil sigorta (2500 TL)
- Bulgaristan ve Slovenya otoyolları için e-vignette gerekiyor. HGS gibi bir sistem düşünün ve plakaya online alınabiliyor. Bulgaristan tek günlük 4 Euro, Slovenya minimum 1 haftalık 16 Euro. Diğer otoyollar gişelerden geçtikçe ödeme
- 5 gece airbnb İtalya’da konaklama (Sırbistan, Hırvatistan ve Yunanistan’da birer gece konaklamayı yol üzerinde ayarladık; 1 gece Karadağ’da kamp)
- Yurt dışı çıkış harç pulları (1250 TL x 2)
- Seyahat sağlık sigortası (zorunlu değil fakat elzem. 800 TL x 2)
- E-Sim (Parça parça toplamda 25 GB işimizi gördü. 1400 TL)
1. gün: Samsun – Bolu (480 km)
Cuma sabah işe giderken arabanın gaz yememesi ve 100 km/h’yi geçmemesi tüm planları suya düşürecekti ki mesaiden sonra ustama uğrayıp 5 dakikada tespiti yapıp sorunu giderdik. Aşağıdaki “girdap çubuğu” gaz kelebeğini, gaz pedalına basınca açıp kapatıyor ve yerinden çıkmış (birkaç hafta önce kızdırma bujilerini değiştirirken sökmüştü). Yerine taktık ve yenisini sipariş ettik (320 TL). Mesai sonrası yola çıkarak Bolu’da eşimin ailesinde kaldık.
Sabah saatlerinde Kuzey Marmara Otoyolu’nda büyük patlıyorduk ve şansımız yaver gitti. 4. şeritte 150 km/h ile giderken şeritin kapandığı uyarısını görünce 3. şerite geçtim. Aynı hızda devam ederken bir anda 3. şerit de kapandı ve sağımdaki iki şeritte de TIR olduğu için büyük otoyol konilerinden birine çarpmak zorunda kaldım. Havaya birkaç siyah plastik parçasının uçtuğunu görünce tampon gitti diye hızlıca kapalı tarafta durdum ve kontrol için aşağı indim. Koninin alt tarafı radyatörle karterin arasına girmişti; ve çıkartmak için bayağı kanırtmam gerekti. Neyse ki radyatörde de karterde de ciddi bir sorun çıkmadı ve sadece kırık plakalık ve çatlak panjur ve çerçevesiyle bir nazarlık olarak atlattık.
Kapıkule’de kalabalıktan ve Bulgar tarafının mesai değişim saatinden dolayı geçişimiz 3.5 saat sürdü.
Bulgaristan’daki ve Sırbistan’daki otoyolların sıkıcı olacağını beklerken gayet manzaralı, sakin ve beklediğimden çok daha iyi bir asfalt kalitesiyle karşılaştık.
Bulgaristan’daki tek acayiplik benzinliklerdeki tuvaletlerin girişlerinin paralı veya alışveriş fişindeki QR kodla tek seferlik açılmasıydı.
3. Gün: Nis – Verona, Italya (1170 km)
Sırbistan’dan Italya’ya kadar olan otoyollar da gayet konforlu, nizami ve manzaralıydı. Özellikle Slovenya’da asfalt kalitesi iyice artıp yolda seyreden araçların marka ve modelleri de üst segmente geçmeye başlıyor.
Trieste’den girdiğimiz Italya’daki otoyol 3 şeritli (buradan önceki tüm otoyollar 2 şeritliydi) olmasına rağmen sağ 2 şeridin TIRlarla sürekli dolu olması trafiği şişiriyor ve 3. şeritte sadece binek araçlar olsa da 3 şeritte 120 km/h üzeri tren gibi hepbirlikte gidiyor. Bu da her an tehlikeye açık stresli bir yolculuk anlamına geliyor. 3 şerit Istanbul trafiği gibi ama herkes 110-120 ile gidiyor gibi düşünün...
İtalya içindeki geziyi kısa kesiyorum.
4. gün ve 5. gün arası Garda gölünün etrafını gezip geliş amaçlarımızdan biri olan İtalya Bisiklet Turu Giro d’Italia’nın 17. Etabında Türk köşemizi kurup yarışın gelmesini bekliyoruz
6. günde ise geliş amaçlarımızdan bir diğeri olan 2800 metredeki Stelvio Geçidi’ne bunca yolu arabanın içinde yatırarak getirdiğim bisikletle çıkıyorum. Bundan sonra rahat rahat dönüş yoluna geçiyoruz.
Dönüşte aynı yollardan dönmemek adına ve Karadağ’da, bundan 10 yıl önce Samsun’dan mezun olan Kosovalı arkadaşımla kamp atabilmek için Adriyatik Denizi tarafından gidiyoruz.
7. gün: Bormio – Sukosan, Hırvatistan (700 km)
Sıkıcı Italya otoyolundan sonra kısa bir Slovenya geçişi ve Zadar üzerinden Sukosan’da bir gecelik konaklama. Hazır bugüne dair çok detay yokken Italya çıkışındaki tedirginliğimizi paylaşayım: Italya’daki şehir içi elektronik hız sınırı tabelalarında 50-60 km/h hızlarda olmamıza rağmen “-3 punti” uyarılarıyla karşılaştık. Bunu 3 kez yaşayınca “neymiş bu -3 punti” diye baktığımızda Italyan’ların -12 puanda ehliyetini kaybettiğini öğrendik. Ülkeden çıkışta ceza ödemeyi göze almışken Slovenya’ya geçerken herhangi bir kontrol görevlisi olmadığı için (AB ülkesinden AB ülkesine geçiş kolaylığı) cezayla ilgili bir bilgiye ulaşamadık fakat büyük ihtimalle bir yaptırım olmayacaktı (ve bu hakkımızı Kosova’ya sakladığımızı henüz bilmiyorduk).
Adriyatik Denizi’nin bu kadar güzel olduğunu bilmiyorduk. Ve bilmediğimiz bir şey daha vardı: Karadağ’daki deniz kıyısı yolların manzarası, darlığı, virajları, sollamaya izin vermemesi ve yavaşın da yavaşı şoförleri. Neyse ki gün sonunda dostlarla buluşup kamp atıyoruz ve Şampiyonlar Ligi finalini izliyoruz. Finali izlerken Kosovalı arkadaşlar, Arnavutluk üzerinden Yunanistan’a devam etme fikrimize Arnavutluk’un yollarından ve sınır kapısındaki sorunlarından dolayı hiç sıcak bakmıyor ve bizi Kosova üzerinden Kuzey Makedonya’dan geçerek Yunanistan’a girmemiz gerektiği konusunda ikna ediyorlar.
Kosova’da yeşil sigortamızın geçerliliği olmadığını biliyordum fakat son akşamda bir anda ikna edilerek plan değiştirince hatırlayamadım ve sınır kapısı girişinde minimum 15 günlük 15 Euro’ya Kosova için sigorta yaptırıyoruz. Geçtiğimiz tüm ülkelerin hiçbirinde yokken ilk kez burada memleketimizden çok alışkın olduğumuz bir manzarayla karşılaşıyoruz: Radar aracı. İlkinden sorunsuz geçiyoruz fakat ikinci karşılaştığımız tam anlamıyla evlere şenlik cinsten.
Hız sınırı 110 olan ve E5’e benzeyen çift şeritli bir yolda 110 ile giderken az ileride yolda yan duracak şekilde park etmiş bir polis aracının arkasından elinde küçük bir uyarı levhasıyla beraber can havliyle bir polis yola atlıyor ve bizi durdurmaya çalışıyor. Zor durup geri gelerek camı açıyorum. Poliste İngilizce yok; avcunu açarak el işaretiyle avcunun içine 80 yazıyor. Ehliyet ruhsat gibi yazı işaretleri yapıp beni polis aracının oraya davet ediyor. Tam “aha dolandırılık” diyordum ki elindeki dürbünvari cihazın ekranında bizim XC70’in vesikalığını gösteriyor
Neyse, ülkeden çıkışta bunu bizden alırlar derken, 2 Avrupa birliği üyesi olmayan Kosova ve Makedonya arasındaki sınırdaki kapıda Pazar gününe de denk gelmesiyle hiçbir çalışan bulamıyoruz. Fakat Kosova’ya girişte öğrendiğim sigorta kesme konteynerinden gözüme kestiriyorum ve oradaki çalışana cezayı gösteriyorum ve gülümsüyor. En yakın şehre dönüp Western Union veya postanede ödeyebileceğimi fakat yakın zamanda ülkeye dönmeyeceksem ödemesem de sorun olmayacağını, sistemden düşeceğini söylüyor
Yunanistan’daki otoyolda her 20-30 kilometrede bir bariyerli gişe acayipliğini saymazsak Pazartesi gününe denk geldiği için İpsala sınır kapımızda hiç sorun yaşamıyoruz. Türkiye’ye girer girmez yakıt alınca yakıt takip kilometremi sıfırlıyorum ve 90. kilometreye geldiğimizde 3. radarımızı geçmiş oluyoruz. Hem bu durum hem de “şoförlerimizin” birçoğunun trafik kurallarını bilmemezliği, taşıt kullanma adabını bilmemesi önümüzdeki uzun mesafe boyunca sabırlılık seviyemi en yükseğe çıkarmam gerektiğini hatırlatıyor.
Özellikle Bolu’da otoyoldan sonra iyice otomatik pilotta gibi, hiç yorgunluk hissetmeden, sakin bir şekilde farklı bir bakış açısıyla yolculuğu kazasız belasız tamamlıyorum (yorgunluğu ertesi sabah işe gitmeden önce fark ediyorum).
Yakıt: 7.9 litre/100 km ortalama ile toplam 508 litre yakıt ve litre ortalama maliyeti 88 TL çünkü yakıt aldığım ülkelerdeki litre fiyatları o günün güncel kurlarıyla aşağıdaki şekilde:
Türkiye: 68 TL
Sırbistan: 120 TL (Shell. V Power farkı litrede 20-25 TL kadar; koyduktan sonra öğrenmiş olduk. Bizdekinin aksine, diğer ülkelerde de katkılı yakıt fiyat farkı benzer şekilde afaki)
Slovenya: 93 TL
Italya: 111 TL
Hırvatistan: 115 TL (Tabelada normal yakıt diye girdik pompada sadece katkılı seçenek çıktı)
Karadağ: 90 TL
Makedonya: 80 TL
Bu arada, aynı sürüş şekliyle Türkiye’de 800 kilometre civarında olan menzilim yukarıdaki ülkelerde 950-1000 kilometre civarlarındaydı, düşündürücü...
Hız
Otoyollarda sınır neyse o -ki genelde 130 km/h idi. Kuzey Marmara 150. Şehir içi, dağ yolları ve sınır kapılarındaki dur kalkla beraber ortalama 81 km/h.
Otoyol, köprü, tünel ücretleri
Türkiye: 2290 TL (Vakitsizlikten dolayı Kuzey Marmara etkisi)
Avrupa toplam: 9217 TL (Yine vakitsizlikten dolayı otoyol opsiyonu olan yerlerde %90 girdik. Tek seferde en fazla ödeme Italya’da 20 Euro. Yunanistan ve Makedonya 1-2 Euro civarında onlarca kez)
Heryerde park derdi vardı fakat kaldığımız yerlerin parkı mevcuttu. Sadece 4 kez park ücreti ödemek zorunda kaldık. 1-2 saat için Italya’da 1 Euro, Hırvatistan’da 0.5 Euro ve 1.5 Euro, Yunanistan’da 6 saat için 3 Euro.
Aksilikler
- İlk günkü girdap çubuğu çıkması (çözüldü)
- Sol kısa far gitti (büyük ihtimalle beynin ömrü bitti; sağ tarafı Ocak’ta değiştirmiştim)
- Kuzey Marmara’daki şerit kapanmasından dolayı panjur çatlağı (aksilikten çok şans gibi ve yapıştırarak geçecek sanırım)
- Yola çıkmadan birkaç hafta önce başlayan, alt takımdan gelen sesin artması (rot kolu veya rot başı sanırım, umarım)
- Kosova’daki ceza (ödetmediler

Avrupa’da otoyolda araç sürmek çok kolay. Herkes kurallara uyuyor ve tehlikeli hareket eden neredeyse hiç yok. Genelde 3 şeritli değil 2 şeritli yollar fakat trafik şişmiyor (hem kurallara uyum hem de bizim kadar kalabalık olmamalarından dolayı).
Sakin sürüyorlar. Bizim gibi kalabalık değiller ve aceleleri yok. Rahatlar. Selektör yok. Korna yok. Tampon yok. Gerek de yok.
Bu otoyollarda sollama yapar yapmaz herkes sağ şeride geçiveriyor. Kimse sol şeridi babasının malıymış gibi keyfi işgal etmiyor. Ağır taşıtlar sol şeride kesinlikle geçmiyor ve (Kosova hariç) radara denk gelmedim.
Hırvatistan en hızlı otoyoldu. Sınır olan 130 ile giderken genelde en yavaş araç biz kaldık. Hırvat plakalı araçlar acayip seri.
AB’ye girdikten sonra otoyolların sol şeritlerini genelde Almanya ve Avusturya plakalı Mercedes, BMW, Audi’lerin yüksek modellileri kapatıyor.
Sırbistan, Bulgaristan trafiğindeki araçlar Türkiye ayarında. Slovenya, Italya ve Hırvatistan’daki araçlar daha lüks. Kosova, Karadağ ve Makedonya’daki araçlar Türkiye’nin 10-20 yıl önceki hâli gibi.
Elektrikli araç geçtiğimiz ülkelerin tamamında yok denecek kadar az gördüm.
Passat ve Octavia station wagonlar... yağmur olup yağdınız mı? Bedava mı dağıtıldınız? İnanılmaz yaygındı. Mercedes, Audi ve BMWlerin de SW’leri sedanlarından yaygın, SUV ile kafa kafayaydı diyebilirim.
4 adet XC70 gördüm
Otoyol kaliteleri bizim devlet otoyollarıyla hemen hemen aynı. Ödeme, gişelerde kredi kartıyla çok basit (Bulgaristan ve Slovenya yukarıda bahsettiğim gibi e-vignette).
Özellikle Makedonya ve Yunanistan’daki gişelerin sıklığı (20-30 kilometrede bir) çok ilkel ve sıkıcı. Görevlileri ülkemize davet ediyorum
Sınır kapılarını karşılaştırınca kapasite, modernlik ve genişlik olarak diğerlerinden gözle görülür biçimde iyi durumdayız.
AB ülkeleri arası geçişler pürüzsüz. Diğerlerinde yoğunluğa göre beklemeler oluyor. Tek sıkıcı taraf bu; gurbetçilerimizi artık çok iyi anlıyorum.
Yakıt alırken pompacı genelde yok. Katkılı yakıtla normal yakıt arasında uçurum var. Ödemeler genelde yakıtı koyduktan sonra istasyonun içinde.
Sonuç:
Yine yapar mıyım? Kesinlikle yaparım. Değer mi? Değer. Tadını alan bırakamaz diye düşünüyorum.
Uçakla gidip araç kiralamaktan 30000 TL kadar daha uyguna geldi ve dilediğimiz gibi gezdik.
Araç 10 günde 6440 kilometre yaparak rüştünü ispatladı. 35 derece sıcakta, 3000 metrede, yüklüyken, 200 km/h yaparken, bozuk yoldayken, 150 km/h ile altına koni alırken bana mısın demedi, sorun çıkarmadı ve yormadı; elim ayağım oldu
Aklından böyle bir rota geçen ve sorusu olan varsa elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışırım.
Son düzenleme:














