"Akşehir'in beyleri Hoca'yı yemeğe davet etmişler. Hoca nereden bilsin; davete, günlük kıyafetiyle katılmış. Katılmış ama ne hoş geldin, ne sefa getirdin diyen var. Herkes, allı pullu kıyafetlilere el pençe duruyormuş. Hoca, bir koşu evine giderek, sandıktaki işlemeli kürkünü giyip yemeğe geri dönmüş. Az evvel hoş geldin bile demeyenler, önünde yerlere kadar eğilmişler. Hoca'yı, yere göğe sığdıramayıp baş köşeye oturtmuşlar. Kuzunun en hasını önüne koymuşlar. Herkes Hoca'nın yemeğe başlamasını bekliyormuş. Hoca, bir taraftan kürkünün kolunu sofrada sallamaya, bir taraftan da "Ye kürküm ye, ye kürküm ye!" demeye başlamış.
– İlahi Hoca, demişler, kürkün yemek yediğini kim görmüş?
Hoca taşı gediğine koymakta gecikmemiş:
– Kürksüz adamdan sayılmadık… İtibarı o gördü, yemeği de o yesin."
Bizdeki de o hesap... Kürk bizde bu günlerde petrol hattı usulsüzlüğünden kesilecek astronomik cezalar, NATO için yapılan göz boyamalar, yap işlet devrette akla mantığa sığmayacak hesaplama hataları ve kamudaki inanılmaz harcamaların ta kendisidir.
Kürkü doyurmamız lâzım. Bu kürkü kimin giydiğini de hepimiz biliyoruz; çoğunluğun hak ettiği gibi yönetip kürküne yemeği yediriyor. Afiyet olsun efendiler.